Biz iki arkadaşız. Uzun yıllardır sohbet ediyoruz… Birbirimize hayaller, hikayeler anlatıyoruz… Bazen aynı hikâyeyi defalarca… Bazen de daha ilk cümlede birbirimizin sözünü keserek… Dostluğumuz buna rağmen devam ediyor.
Beraber yaşlanmayı da hayal ediyoruz.
Hayatı konuşuyoruz, hiç tanımadığımız insanların hayatlarını konuşuyoruz. Tutkumuz olan sinema konuşuyoruz… O güzel ama zahmetli, bazen insanı çileden çıkaran o bilmem kaçıncı sanat… Rahmetli Ahmet Uluçay’ın da dediği gibi:
“Sinema için bunca acıya değer mi?”
Değiyor galiba; ki hala peşindeyiz…
Bazen bir fikre öyle heyecanlanıyoruz ki filmi çekmeden kafamızda seyirciyle buluşturuyoruz. Sonra oturup senaryoyu yazıyoruz. Hayatın gerçekleriyle tanışıp tokatlar yiyoruz. Tokat yiyince de uzun bir zaman karşılıklı sessizliğe gömülüyoruz.
Ancak fark ettik ki sadece birbirimize anlatmak yetmiyor.
Böyle olmayacak… İçimizde birikenleri çıkarmamız lazım.
Yazıyoruz, siliyoruz, yeniden yazıyoruz. Bir insanın yüzüne, bir sokağın sesine, hiç tanımadığımız birinin hayatına takılıp kalıyoruz. Sonra o hikâyenin peşine düşüyoruz.
İyi bir hikâyenin dünyanın herhangi bir köşesinde karşımıza çıkabileceğine inanıyoruz. Ve o hikâyenin, başka bir köşede hiç tanımadığımız birine dokunabileceğine…
Belki aynı şeye güleriz?
Belki aynı yerde boğazımız düğümlenir?
Belki de birbirimize insan olduğumuzu hatırlatırız?
Filmler, belgeseller, bazen de adını koymakta zorlandığımız deneysel şeyler yapıyoruz. Kimi zaman başkalarının hayatlarını anlatırken kendimizden bir şeyler ele veriyoruz. Aslında kendimizi ele vermeyi de seviyoruz… Bazı şeyleri düz cümleyle anlatamayınca, sanatların en yücesi olan şiirin bir yansıması olduğunu bize hissettiren sinemaya sığınıyoruz.
Bizim büyük bir formülümüz yok. Merak ediyoruz. Biraz sarsılıyoruz. Biraz sarsmak istiyoruz. Kahramanlık taslamak, insanlığa dersler vermek haddimiz değil. Her filmin sonunda büyük bir cevap bulduğumuzu söylemiyoruz. Sorularımızı, şaşkınlığımızı, sevincimizi, öfkemizi ve arada bir saçmalama hakkımızı koruyoruz.
Peki Olli ne?
Bir selam. Muzip bir sesleniş.
Bir dostu kolundan çekip “Gel, sana bir şeyler anlatacağım” deme hâli.
Bizim aramızda başladı, yaptığımız işin adına dönüştü.
Olli!
Gel sana da bir şeyler anlatalım…


